Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İŞİD terör örgütünün Suriye’deki Kobani’ye saldırısı bu günlerde dünya çapında ana haber başlığı haline gelirken Türkiye’nin bu konuya ilişkin izlediği müphem politika, meselenin önemli bir yönünü teşkil etmektedir. Bu arada, Türkiye’nin izlediği Suriye politikalarının geneline bakıldığında Ankara’nın bir kez daha bölgede tehlikeli bir kumar oynamaya başladığı görülmektedir.
Tabnak haber sayfasının bildirdiğine göre, New York Times gazetesinde Türkiye’nin Suriye politikalarının incelendiği bir yazıda şunlara yer verilmektedir: İŞİD, Türkiye sınırından sadece birkaç kilometre uzaklıkta dururken bu ülke şu anda son yılların en ciddi güvenlik sorunuyla karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Buna karşın Türkiye mümkün olmayan bir şeyi yapmak istiyor; Ankara eş zamanlı olarak hem İŞİD ile mücadeleyi yürütmeyi hem Suriye rejimini değiştirmeyi ve hem de Kürt özerliğinin tehlikesinden kurtulmayı istiyor.
Ancak bu haddinden fazla iddialı yaklaşımın bir tehlikesi var ki oda; en nihayetinde zikredilen hedeflerin hiçbiri temin edilmeden bölgenin istikrarının sağlanmasına iştirak etme fırsatının da elden verilmesidir. Böyle tehlikeli bir stratejinin takip edilmesi, Türkiye’nin bölgedeki politikalarının önüne büyük bir soru işareti koymaktadır.
Türk devleti, kuşatma altında olan Kobani şehrinin kaderine karşı kayıtsız kalınması, Ankara’nın Kürtlerle başlattığı barış sürecine zarar vermeyeceğini düşünmektedir. Ankara’nın açısından Kobani PKK’lilerin elindedir ve bu şehirde savaşan Suriyeli Kürtler de Beşşar Esad’ın müttefikidirler.
Ayrıca Türkiye, Suriye Kürtlerinin ele geçirdikleri özerklikten de rahatsızlık duymaktadır; zira en sonunda Türkiye’deki Kürtlerin ayrılıkçı eğilimlerini tahrik edebilir.
Türkiye, Kobani’nin göz ardı edilmesine rağmen PKK’nin yürürlükteki ateşkes anlaşmasını ayak altına alıp eşzamanlı olarak Türkiye ve İŞİD ile savaşmayacağı görüşünde. Ancak bu varsayımlar şimdilik kuşkulu hale gelmiştir. Son günlerde Türkiye Kürtleri sokak gösterileri düzenleyerek itirazlarını dile getirdiler. Bu durum, Türkiye’yi Kürtlerin yaşadığı şehirlerde daha önce pek görülmemiş bir krizle karşı karşıya getirdi. Göstericiler, Türk hükümetini Kobani’ye gereken yardımları yapmamakla ve Kürtlerin Türkiye üzerinden bu bölgeye yardım göndermelerini engellemekle suçluyorlar.
Bu arada, Türkiye’nin Kürt liderleri de Kobani’nin Daiş’in eline geçmesi halinde Ankara’yla sürdürdükleri barış görüşmelerinden çekilecekleri uyarısında bulundular. Başka bir deyişle, PKK ile yapılan barış görüşmeleri –ki son zamanlara kadar doğru bir istikamette ilerlediği gibi görünüyordu- şu anda sonuçsuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir.
Ancak bu durumlardan daha tehlikelisi, Türk liderlerin geçen hafta aldıkları siyasi kararlardı. Türk parlamentosunun onayladığı tezkerede terörizmle mücadele amacıyla hükümete Irak ve Suriye’ye asker gönderme yetkisi verildi. Elbette bu girişim, Batı nezdinde, Türkiye’nin İŞİD’e karşı koalisyonla birlikte hareket edeceğini gösteren bir taahhüt olarak yorumlandı; ancak Türkiye, İŞİD’e karşı ciddi bir girişimden önce Ankara’nın Suriye’de rejimi değiştirmeye yönelik çabalarının Washington tarafından desteklenmesini istiyor.
İŞİD terör örgütü, Türkiye’ye göre Ortadoğu’daki sorunların nedeni değil, sonucudur; dolaysıyla Beşşar Esad rejimini hedef alacak kapsamlı bir mücadelenin yürütülmesiyle ancak istikrarın uzun vadede bölgeye gelebileceğini düşünmektedir. Bu nedenle Türk liderler Suriye’de tampon bölgelerin oluşturulmasını istiyorlar. Bu bölgeler, bir yandan Suriyeli mülteciler için kullanılabilir ancak aynı zamanda Suriye devletine muhalif devrimcilerin eğitildiği mekanlar haline de gelebilir.
Fakat Türkiye’nin ısrarla Suriye’de rejim değişikliğine vurgu yapması, Washington’da fazla bir destek görmedi. ABD ve dünyanın diğer ülkelerine göre, İŞİD temel tehdittir. Neticede Türkiye’nin İŞİD’e karşı mücadeleyi Esad rejimine karşı mücadeleye bağlaması, en iyimser durumda başarısız ve en kötümser durumda yıkıcı olabilir.
Öte taraftan Türkiye’nin Esad’ı düşürmeye öncelik vermesi ve Batılı ortaklarını bu yönde ikna etmek için haddinden fazla çaba göstermesi, bu ülkedeki mültecilerin krizini bertaraf etmeye yönelik uluslar arası yardımların azalmasına da neden olabilir. Halihazırda Türkiye 1,4 milyon mülteciye av sahipliği yapmaktadır ve devletin mültecilere harcadığı maliyet 3.5 milyar dolara ulaştı. Üstelik Türkiye şimdiye kadar uluslar arası toplumu mültecilerin maliyetlerinin temin edilmesine iştirak etmeleri konusunda ikna edebilmiş değildir.
Son olarak Türkiye’nin dikkate alması gereken bir husus var ki oda şudur: Hiç değilse aşırı bir gurubun bu ülkenin sınırlarına kaç kilometre uzaklıkta mevzilerini sağlamlaştırdığı ve milli güvenliğini tehdit ettiği bir zamanda Türkiye’nin Suriye rejimini değiştirme politikasını gündeminin birinci maddesi olarak koruması mümkün değildir; başka bir deyişle, haddinden fazla bu konuya odaklaşması Türkiye’yi kendi milli güvenliğine yönelen gerçek tehditleri bertaraf etmekten alıkoymaktadır.